Bulaşık, çamaşır ve ev temizliği derken; hayatımızın hemen hemen her gününde, hatta her saatinde kullandığımız deterjanların kısırlık, nörotoksik etkiler, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım dahil birçok hastalığa neden olduğunu biliyor musunuz? Bilinçsizce kullanılan deterjanların tüm bu hastalıkları tetiklediği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Toplum olarak bu konuda yeterince bilinçli değiliz. Çoğumuz; birer kimyasal silah kadar etkili olan toksik maddelere sadece sanayiden, ilaçlardan ve hava kirliliğinden maruz kaldığımızı sanıyoruz. Bu yanılgı nedeniyle her türlü kimyasalı evlerimizde kontrolsüzce kullanıyoruz.
Evde temizlik amaçlı kullanılan kimyasalların çoğu toksik madde içermektedir. Bu kimyasallar toksik hava solumamıza dolayısıyla da hasta olmamıza sebep olmaktadır.
Yapılan laboratuvar çalışmalarında, altı kez durulansa dahi deterjan kalıntılarının kaplardan tam olarak temizlenmediği tespit edilmiştir. Bardakların üzerinde su lekesi kalmaması ve parlaması; aslında yüzeyin bir deterjan tabakası ile kaplandığı anlamına gelir. Bu kabın içerisine koyduğunuz sıcak bir gıda, söz konusu tabakayı çözerek doğrudan gıdanıza karışıyor. Sadece bir günde, vücudumuzda ortalama 0,3 mg deterjan artığı biriktiriyoruz.
Deterjanlar, insan hayvan, bitki demeden tüm canlılara zarar veriyor!
Deterjanların %10-30’u yüzey aktif maddelerden oluşmaktadır ve bu maddelerin doğada parçalanabilirliği kritik önem taşır. Parçalanması zor olan bu kimyasallar; su ve toprakta bozulmadan kalarak akarsular vasıtasıyla göllere ve denizlere ulaşmakta; buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını doğrudan tehdit etmektedir.
Özellikle deterjan katkı maddesi olarak kullanılan fosfatlar, çevre ve insan sağlığına büyük zarar vermektedir. Türkiye'de üretilen deterjanlardaki fosfat oranı %15-30 arasındayken, Avrupa'da getirilen yasal sınırlamalarla bu oran %1-2 seviyelerine indirilmiş, hatta bazı ülkelerde tamamen yasaklanmıştır. Fosfatlar ve diğer deterjan kirlilikleri nedeniyle birçok balık türü yok olmaktadır. Acı bir örnek vermek gerekirse; 1978 yılında Marmara Denizi'nde 126 balık çeşidi varken, bugün bu sayı maalesef 25’e kadar düşmüştür.
Deterjanlar, deri ve soluma yoluyla tüm organları tahrip ediyor!
Deterjanlar sadece çamaşır ve bulaşıklarımızı temizleyip çevreye saldığımız maddeler değildir; bu kirli sularla beslenen canlıları tüketerek veya deterjan kalıntısı karışmış suları içerek bu kimyasalları vücudumuza geri alıyoruz.
Deterjanlar, kiri çözme özellikleri sayesinde cilde de kolayca nüfuz etmektedir. ABD'de yapılan çalışmalar; bir insanın günde ortalama 0,3 ila 3 mg arasında deterjan yüzey aktif maddesine maruz kaldığını göstermektedir. Soluma ve temas yoluyla vücuda alınan bu katkı maddeleri; akciğer tahribatı, alerjik reaksiyonlar, merkezi sinir sistemi bozuklukları, kanser, endokrin ve bağışıklık sistemi hasarları gibi çok ciddi rahatsızlıklara neden olabilmektedir.
Deterjanların; kısırlık, nörotoksik etkiler, akciğer ve böbrek hasarları, kanser, körlük ve astım gibi ciddi hastalıklara yol açabileceği, TÜBİTAK tarafından Kasım 2011 tarihli Bilim ve Teknik Dergisi'nde açıklanmıştır.
Amerika Çevre Koruma Kurumu (EPA) araştırmacıları, ev içi havasının dışarıdaki havaya oranla 3 ila 70 kat daha kirli olduğunu ortaya koymuştur. Yine bir EPA çalışması; ev temizleyicilerinin, dışarıdan gelen toksik maddelere kıyasla 3 kat daha fazla kanserojen etki yarattığını göstermektedir. Uluslararası Kanser Kurumu (NCA) ise son 15 yılın verilerini değerlendirerek; ev hanımlarının, iş hayatındaki kadınlara oranla %54 daha fazla kanser riski taşıdığını saptamıştır.
Son zamanlarda ev temizliği için çok çeşitli dezenfektan (antibakteriyel) özellikli ürünler üretilmektedir. Bu dezenfektanlar genellikle bakterileri öldürür ancak virüslere karşı etkisizdir. Sabun, diş macunu, deodorant ve diğer pek çok temizleyici, antibakteriyel bir ajan olan 'triclosan' içerir.
Antibakteriyel sabunlar zararlı bakterileri öldürürken, sağlığımız için kritik öneme sahip olan yararlı bakterileri de yok ederler. Birçok sağlık uzmanı; antimikrobiyellerin evlerde bilinçsizce kullanılmasının, mikropların bu maddelere karşı direnç kazanmasına yol açtığı konusunda ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Direnç kazanan bu mikroplara karşı mevcut ilaçlar da maalesef etkisiz kalmaktadır. Triclosan, bu tip direnç mekanizmalarını tetiklemesine rağmen günümüzde hâlâ yaygın olarak kullanılmaktadır.
Çamaşır suyu ise çok eski ve ekonomik bir antimikrobiyeldir. Yapısı gereği mikropların hücre duvarını doğrudan parçalayarak onları yok ettiği için, mikroplarda bir direnç mekanizması geliştirme özelliği bulunmamaktadır.
Temizlik yaparken dezenfektan kullanımının gerçekten gerekli olup olmadığına doğru karar verilmelidir. Dezenfektanlar, yalnızca evde bulaşıcı hastalık taşıyan bir birey varsa ve sadece o kişinin temas ettiği alanlarda uygulanmalıdır; bunun dışındaki durumlarda kullanımı gereksizdir. Günlük rutinlerde su, doğal sabun ve standart temizleyiciler ile yapılan düzenli temizlik aslında tamamen yeterlidir.
Yapılan bilimsel çalışmalarda, evlerinde sürekli antibakteriyel ürün kullananlar ile kullanmayanlar arasında hijyen açısından anlamlı bir fark görülmemiştir. Aksine, bazı araştırmalar aşırı hijyenik ortamlar ile alerjik hastalıklar, astım ve egzama gibi rahatsızlıkların artışı arasında yüksek bir bağ olduğunu ortaya koymaktadır.
Florida Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre; triclosan maddesinin, anne karnındaki bebeğin yeterli oksijeni almasına engel olduğu ve bu durumun bebeklerde beyin hasarına yol açtığı tespit edilmiştir.
2000 yılında; kanalizasyon sularında, balıklarda ve hatta anne sütünde triclosan kalıntılarına rastlanması üzerine bu madde İsveç hükümeti tarafından yasaklanmıştır. İsveç’in bu tutumu İngiliz uzmanlar tarafından da desteklenmiş ve İngiltere'deki ana tedarikçiler bu kimyasalı ürünlerinden çıkarma kararı almışlardır. Triclosanın beyin gelişimini ve üreme fonksiyonlarını bozduğu yönündeki bilimsel araştırmalar her geçen gün artmaktadır.
Çamaşır sularının zararları saymakla bitmiyor!
İngiltere Bristol Üniversitesi’nde 7.162 çocuk üzerinde yapılan kapsamlı bir inceleme; hamilelik döneminde ve doğumdan sonra çamaşır suyu, dezenfektan, böcek ilacı ve halı temizleyicisi gibi maddeleri sık kullanan annelerin çocuklarında ciddi sağlık sorunları görüldüğünü kanıtlamıştır. Bu çocukların ciğerlerinde hırıltı saptanmış, 8 yaşından itibaren ise solunum kapasitelerinde belirgin bir azalma olduğu gözlemlenmiştir.
Ayrıca, çamaşır suyu içeren temizlik ürünlerinin kullanımı sırasında karbon tetraklorür ve kloroform gibi uçucu maddeler açığa çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalar, bu maddelerin solunmasının kanser riskini önemli ölçüde artırdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Çamaşır sularının yarattığı tehlikelere karşı en güvenilir alternatif, oksijen bazlı temizleyicilerdir. Oksijenin dezenfektan gücü, tıpta yaraların temizlenmesinde yıllardır güvenle kullanılmaktadır. Hem hijyen sağlamak hem de inatçı lekelerden kurtulmak için oksijen bazlı ürünler en etkili çözümdür. Ancak seçim yaparken, oksijenin yanında kullanılan yardımcı maddelerin de doğal ve zararsız içeriklerden oluşmasına mutlaka dikkat edilmelidir.
Yumuşatıcılar Psikolojimizi ve Enerjimizi Etkiliyor!
Yumuşatıcıların çalışma prensibi, barındırdıkları pozitif yükler sayesinde çamaşır üzerindeki negatif iyonları çekerek dokuyu yumuşatmaktır. Ancak uygulamada, çamaşırın üzerindeki elektron miktarına tam olarak ne kadar yumuşatıcı eklememiz gerektiğini bilemeyiz. Bu dengesizlik nedeniyle fazla pozitif yükle yüklenen giysiler, giyildikleri anda insan vücudundaki elektronları çekmeye başlar. Bu durum, kişinin biyoelektrik dengesini bozarak kendini daha bitkin, yorgun ve depresif hissetmesine neden olabilmektedir.
Yumuşatıcıların bu olumsuz etkilerinden korunmak ve doğal bir yumuşama elde etmek için kimyasal ürünler yerine; makinenizin yumuşatıcı gözüne yarım çay bardağı elma sirkesi ekleyebilirsiniz. Bu yöntemle hem çamaşırlarınız doğal yolla yumuşayacak hem de sağlığınız korunmuş olacaktır.
Kirli Havayı Bitkilerle Temizleyebilirsiniz!
Genel olarak bitkilerin sadece karbondioksit alıp oksijen verdiğini biliriz. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar, bitkilerin sadece karbondioksiti değil, ortamdaki birçok zehirli maddeyi de emerek hava temizliği yaptığını ortaya koymuştur.
NASA, iki yıl boyunca 90 farklı bitki türü üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda, bunlardan 15 tanesinin zararlı kimyasalları emme konusunda üstün yeteneğe sahip olduğunu saptadı. Havayı temizleyen bu mucizevi bitkiler arasında; aloe vera, bambu palmiyesi, areka, kauçuk, benjamin, devetabanı türleri, dracaena çeşitleri, barış çiçeği (yelken çiçeği), paşa kılıcı, İngiliz sarmaşığı, potos sarmaşığı, aşk merdiveni (salon eğreltisi) ve kurdele çiçeği yer alıyor.
Bu bitkiler, bulundukları ortamdaki hava kirliliğini 24 saat içinde %87 oranında yok edebiliyor. Etkili bir sonuç alabilmek için bitkilerin boyunun en az 15 cm olması ve yaşam alanlarımızda stratejik noktalara yerleştirilmesi öneriliyor.